Ana Sayfa Hastalıklar Doktorlar Anlaşmalı Kurumlar Video Ulaşım
KBB’de koruyucu hekimlik Boğaz hastalıkları Baş ve boyun hastalıkları Kulak hastalıkları Burun hastalıkları
Horlama ve uyku Ses hastalıkları Baş dönmesi ve denge bozuklukları Diğer Hastalıkılar
KBB’de koruyucu hekimlik
Gürültü nasıl oluşur?
Kulağı tanıyalım
Bebeğim duyuyor mu?
Kulağın yaşlanması
Gürültünün etkileri
Gürültüye bağlı işitme kayıpları
Kendi gürültümüz
Stres
Uyku ve gürültü
Hipertansiyonunuz mu var apnenize baktırın
Kulak sağlığımız tehlikede
Desibel cehennemi: gürültülü dünyada yaşam
Türkiye'de durum
HİPERTANSİYONUNUZ MU VAR APNENİZE BAKTIRIN

Apne dediğimiz uykuda solunum durmalarının kalple ilgili sorunlara neden olduğu 20 yıl kadar süredir bilinmekteydi. Son yıllarda yapılan araştırmalarla bu bilgiler tekrar tekrar kanıtlanırken yeni ve şaşırtıcı bulgular da gün ışığına çıkmaktadır. Bunlardan en önemlisi apnenin hipertansiyona neden olmasıdır. Apne hastalarının yarısı tansiyon hastasıdır, aynı şekilde tansiyon hastalarının yarısında da apne vardır. Hipertansiyon gelişiminde apnenin majör faktör olduğu artık kabul edilmektedir. Hipertansiyonlu hastanın apne hastası olup olmadığını anlamak için 3 soru sorulması yeterlidir. Birinci soru hastanın horlayıp horlamadığıdır. İkinci soru gündüz uyuklama hali var mıdır? Son soru uykuda solunumu duraklamakta mıdır? Bu sorularla hipertansiyon hastasının aynı zamanda apne hastası olduğu da anlaşılır. Ancak kesin tanıyı uyku tetkiki koydurur.

Apnelerin kan basıncı ve kalp-damar dinamikleri üzerine etkisi fizyolojik açıdan çok öğreticidir. Aynı şekilde apnenin ve dolayısıyla oksijen eksikliğinin miyokard enfarktüsü ve beyin enfaktüsüne neden olan kronik etkisi de ilgi çekicidir. Bu etkiler üzerine yapılan araştırmaların ileride hipertansiyon tedavisine yaklaşımımızı değiştireceğine inanmaktayım. Bugün nasıl belirti vermeyen tansiyon hastaları bile uzun süreli ilaç tedavisine alınıyorsa ilerde tansiyonu yüksek apneli hastalara apneleri için maske tedavisi veya radyofrekans tedavisi uygulanacaktır.

Hipertansiyonlu hastalarının hastalıklarına neden olan apnenin tanısın 3 basit soruyla ortaya konulabilmesine rağmen bu durum yıllarca gizli kalmaktadır. İşte bu yazının yazılma nedeni budur.Yapılan araştırmalar hipertansiyon-apne ilişkisi düşünülmediğinden ve yukardaki sorular sorulmadığından hipertansiyon hastalarının ortalama 7 yıl boyunca apnelerinden habersiz yaşamış olduklarını göstermiştir. 7 yıl boyunca ortalama 26 kez doktora başvurmuşlar ve bu doktorların 9 tanesi uzman doktordur. Halen hipertansiyon hastalarının % 90 kadarı apnelerinin olduğunu bilmeden dolaşmaktadırlar.

Biraz da apnenin nasıl tansiyon yükselttiğine bakalım! Normal uyku sırasında tansiyon düşmektedir. Bu duruma dipping denilir. Apneli hastada uykuda tansiyon düşmez bu duruma da non-dipping denilir. Non-dipping'li hastaların hemen hemen hepsi hipertansiyon hastasıdır. Non-dipping'li hastalarda tansiyon düşmediği gibi ara ara spike denilen ani tansiyon yükselmeleri görülür. Tansiyon ilaçlarına kolay kolay cevap vermeyen hastalar bu gruba girerler. Apne sayısıyla tansiyon yüksekliği de doğru oranlı olarak bulunmuştur.

Apneli hastanın uykusu sırasında merkezi sinir sisteminin aktivitesi değişiklik göstererek kalp-damar kontrol sistemlerini etkilemektedir. Apneli hasta zorla içine hava çekmeye çalışırken göğüs kafesindeki negatif basınç artar. Bu basınç da kalp ve büyük damarlar etrafındaki basıncı arttırmaktadır. Sonuç olarak apne ve buna bağlı oksijen eksikliği hipertansiyon mekanizmalarını refleks olarak etkilemektedir.

1992 yılında damarlardaki direnç artışının apne sırasında ortaya çıkan oksijen azalmasına bağlı olduğunu Trzebski adı araştırmacı göstermiştir. Aynı yıl gönüllü hastalarda istemli olarak apne oluşturmuş oksijenin düşmesiyle beraber tansiyonun yükseldiğini kanıtlamıştır. Kan basıncını artışının 5 değişik uyaran sonucunda ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Kandaki oksijenin azalması, karbondiyoksidin yükselmesi, akciğerdeki hacim değişiklikleri, göğüs kafesi içindeki basıncın düşmesi, apne sırasındaki uykudan uyanmalar tansiyon yükselten faktörlerdir. Bunlardan göğüs kafesi içindeki basıncın düşmesi sol kalp mekaniklerini bozar. Bu durum sistolik atım miktarında ve kalp ritminde değişikliklerine neden olarak tansiyonu yükseltir.

Uykudan uyanmaların tansiyonu yükselttiği 1990 yılında Ringler adlı araştırmacı tarafından gösterilmiştir. Bu araştırmacı hastaları sesli uyaranlarla rahatsız ederek uyandırmış ve tansiyonlarının yükseldiğini ortaya koymuştur. Son yıllarda yapılan başka ilginç bir çalışmada köpeklerin hava borularının içine yerleştirilen balonlarla apneler oluşturulmuş ve 5 inci haftadan sonra kalıcı hipertansiyon geliştiği gösterilmiştir.

Hipertansiyonlu hastaların tanısının konululmasında yukarıdaki 3 soru dışında muayene de önemlidir. Bu hastalarda obezite, kısa ve kalın boyun, düşük damak, uzamış küçük dil, su toplamış ve kızarmış boğaz mukozası, büyük bademcik, büyük dil, çenenin geride olması sıkça görülen bulgulardır. Yine bu hastalarda tiroid veya hipofiz hastalıklarına da rastlanabilmektedir. Tanıda daha önce de bahsettiğimiz gibi en önemli ve kesin araç polisomnografi denilen bir gecelik uyku tetkikidir. Bu tetkik bir uyku laboratuarında veya evde yapılabilmektedir. Hipertansiyonlu hastalarda Holter tetkiki sırasında gece uykuda tansiyonda düşüş gözlenmiyorsa veya tansiyon ilaçları fayda etmiyorsa mutlaka tıkayıcı tipte uyku apne hastalığı düşünülmelidir.

Apne hastalığı 30-60 arası yaşlarda sık olan ancak çok iyi bilinmediği için yıllarca gizli kalan bir hastalıktır. Tedavisi olan ama tedavi edilmediği zaman hipertansiyon dışında ölüme kadar götüren kalp, beyin hastalıklarına yol açan ciddi bir hastalıktır. Böyle önemli risklerinin dışında yaşam kalitesini düşüren, konsantrasyon bozukluğu, depresyon, cinsel isteksizlik ve trafik kazalarının nedeni olan bu hastalığa gerektirdiği önemi vermek zorundayız.





ME&Dİ Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Merkezi
Dikilitaş Mahallesi Hakkı Yeten Caddesi Yeşilçimen Sokak No:23 Fulya
Beşiktaş İstanbul

Tel : 0212 306 44 20– 306 44 21

info@me-di.com.tr

www.acibadem.com.tr

webatolyesi